Makale

Toplum Kendini Savunur: Biyopolitikanın Covid-19 Çıkmazı, Hayatın Tekilselliği ve Toplumsal Kara Delikler

ÖZET

Bu makale, Covid-19 salgınıyla birlikte biyopolitika teorisi bağlamında bir kez daha gündeme gelen toplumsal olan ile siyasal olan arasındaki varoluşsal gerilime odaklanıyor. Bu gerilimi açıklamak için bugünlerde yayın olarak kullanılan biyopolitika teorisinin, -her ne kadar gerçek ve rasyonel olgulara yaslanan muayyen bir perspektif sunsa da- pandemik koşullarda tüm ilişkileri sıfırlayan bireyi kavramakta nerede ve nasıl yetersiz kaldığını göstermeye çalışıyor. Makale, bu yetersizliği, biyopolitika teorisinin bugün ulaştığı farklı biçimlerindeki ortak bir yetersizlik olarak değerlendiriyor ve bunu da, sosyo-politik köken arayışlarında hayatla şu ya da bu şekilde ilişkilendirilen zorunluluklar ile uzlaşıların öncesine düşen tekilsellik ilkesini ya da hayatın tekilselliğini göz ardı eden tarihsel bir eksiklikle ilişkilendiriyor. Böylece kopyalanan bir eksikliğe dayalı olarak biyopolitika teorisinin de, bu anlamda, klasik düzen teorilerinin, özellikle Hobbesçu sözleşme teorisinin içinde kaldığını iddia ediyor. Bu sebeple, makalenin temel sorusu; hayatın, aralarındaki varoluşsal gerilim ve biyopolitik tüm iktidar ilişkilerine rağmen, politik olan dışında kalan bir tür ilişkisizlik anının veya kendisine iliştirilen tüm zorunlulukları, uzlaşıları veya düzenlilikleri çürüten, böylece temellük edilemeyen bir yapısının olup olmadığıdır. İşte, bu soruyu teorik bir imkân içinde olumlayan makale, Covid-19 sürecinde oluşan koşulları, bu anın kendisi olarak değil, ama işaretleri, mesajları veya göstergeleri olarak yorumlamayı deniyor ve sözkonusu anı da toplumsal kara delikler olarak kavramsallaştırıyor. Böylece hayatın toplumsal kara deliklere düştüğü anın yıkıcı ve kurucu rolünü inceliyor.

Anahtar Kelimeler

Biyopolitika hayatın tekilselliği toplumsal kara delikler Hobbes Foucault Covid-19